8 Aralık 2016 Perşembe

Nazım'ın "Kız Çocuğu" ve "Japon Balıkçısı" Şiiri Üzerine

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
                                                (1956) 

Vurucu, altüst edici ve yıkıcı bir şiir.  Bütünüyle imgesinde saklı bir yıkıcılık, darmadağın edicilik...

Atom bombasının ne olduğunu, nasıl bir zarar bıraktığını, nasıl yok ettiğini bilen insanlar, 1945 Japonya'sında yaşadılar. Önce üç yüz bin nüfuslu kentlerinde yüz kırk bin insan bir anda yok oldu, üç gün sonra da iki yüz kırk bin nüfuslu kentlerinde seksen bin insan... 

Ve bomba, yıllar boyu sürecek, kuşakların genlerine sinecek, kalıt olacak onulmaz etkiler bıraktı. Daha yüz binlerce insan, bombanın atıldığı günden sonra, onun kentlerinde, topraklarında, bedenlerinde bıraktığı etkiyle ölüme yürüdüler.

Kız Çocuğu... Hiroşima'da kullanılan atom bombasının ilkinin adı "Little Boy" yani "Küçük oğlan çocuğu". Yaramaz, saldırgan, yıkıcı, yok edici küçük oğlan çocuğu. İşte o yıkıcı, yok edici çocuk Hiroşima'yı yerle bir ettikten sonra, Hiroşima'ya eşinin ailesini aramaya giden ressam Toshi Maruki, gördüğü manzaradan sonra, tüm dünyaya bu felaketi, bu insandışılığı anlatmak için Hiroşima'yı 7 yaşında bir "Kız Çocuğu"nun Miy-Chan'ın ailesiyle birlikte yanışı ile betimledi. Maruki'ye göre, küçük erkek çocuğu aslında küçük kız kardeşini öldürmüştü. *




Nazım ise, o gün Hiroşima'da ya da Nagazaki'de olmayan hepimiz gibi, atom bombasının etkisine maruz kalmış bir insan değildi. Ancak Nazım'ı hepimizden ayıran bir yönü vardı: O, çağdaş bir lirik ve şiirini ulusallıktan evrenselliğe taşımış büyük bir ozandı. Vicdanı ve sağduyusu olan her insanın karşı olacağı, atom bombası gibi bir kitle imha silahına elbette karşıydı. Bunu dile getirebileceği, anlatabileceği biricik yol ise şiirdi ve O da "Kız Çocuğu"nu yazdı. Kız Çocuğu'nu yazmadan önce, Nazım da Miy-Chan'ı gazetelerdeki resimlerde gördü. Bu şiirinin bütününe egemen olan büyük imge de işte bu küçük kız çocuğu oldu.

Küçük kız çocuğunun, saçlarının tutuşması, gözlerinin yanması ve sonra bir anda kül oluvermesi, öyle öz, öyle duru ve çarpıcı bir biçimde verilmiştir ki, okuyan kişinin o anda yer zaman olgusundan çıkıp boyut değiştirip bir anda o kız çocuğu olmaması, onu yaşadıklarını duyumsamaması işten bile değildir.

Bu arada, yukarıda paylaştığımız görsel Toshi Maruki'nin Hiroşima'nın yıkılıcığını küçük kız çocuğu Miy-chan'ın diliyle anlattığı yapıtının kapağıdır. Hemen aşağıda ise, yine ressamın, eşi Iri ile birlikte Hiroşima adına yaptıkları yapıtlardan biri olan Fire II resmini görmektesiniz:



                   Kaynak: https://www.bu.edu *

Özellikle çağımızda, şiirin gücü, anlamı ve ozanın büyüklüğü işte bunca derin bir çağrışım ve duygulanım oluşturarak, bütün insanları bu büyük ve ortak değerde, "İnsanlık"ta buluşturabilmesinde yatıyor.

1950'deki Dünya Barış Konseyi'nin "Hidrojen bombası" denemelerinin ve üretiminin yasaklanmasına ilişkin yaptığı Stockholm Çağrısı'na hiç aldırış etmeyen ABD, 1952 yılında Eniwetok Atoll bölgesinde, 1954 ise Japonya yakınındaki Bikini adasında hidrojen bombası denedi. ¹
"1946-1958 arası ABD, Bikini Adaları’nda 67 kez nükleer deneme yaptı.²

Bundan sonrasını Asım Bezirci'nin anlatımına bırakalım:

"Bombanın patlamasından oluşan zehirli gazlar çevreye yayılır. Bulutlar halinde uzaklara gider. Onların etkisi altında kalan kimi Japon balıkçıları hastalanır. Zehirlenmiş balıkları yiyen ölür. 'Japon Balıkçısı' şiirinde Nazım Hikmet bu olayla birlikte atom denemelerinin ölümcül sonuçlarına parmak basar:

(...)Balık tuttuk yiyen ölür,  
birden değil, ağır ağır, 
 etleri çürür, dağılır. 
 Balık tuttuk yiyen ölür.

Elimize değen ölür. 
Tuzla, güneşle yıkanan  
 bu vefalı, bu çalışkan  
elimize değen ölür. 
 Birden değil, ağır ağır,  
etleri çürür, dağılır.  
Elimize değen ölür... (..) " ³
Bu şiir, birçok müzisyen ve grupça da bestelenmiş ve söylenmiştir. Bunlardan birisi de Ezginin Günlüğü'nün bestesidir. Bu besteyi paylaşarak yazıyı sonlandırmak istiyoruz:



KAYNAKLAR:


  1. Bezirci, Asım, Nâzım Hikmet -yaşamı, şairliği, eserleri, sanatı-, Evrensel Basım Yayın, 1994
  2. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/gunduz-vassaf/bikini-bombalari-1145623/
  3. Bezirci, Asım, Nâzım Hikmet -yaşamı, şairliği, eserleri, sanatı-, Evrensel Basım Yayın, 1994

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder