İnsan, gündelik yaşamda karşılaştığı, etkileşim içine girdiği her varlık/nesne ile bağdaşık (Homojen) bir ilişki kurmuştur. Dolayısıyla, karşılaştığı her varlık/nesneyi dizgesel (sistemli) bir halde zihninde bütünleyebilmek ve zihinsel sürecine yerleştirebilmek için insan dışındaki varlıkların yaptıkları ses iletişimi dışında kendisine yeni bir iletişim aracı oluşturma gereksinimi duymuştur. İşte bu süreçte, insanlık tarihine "Dil" kavramı eklenmiştir diyebiliriz.
Bu noktada, insanın var olduğu/ayak bastığı her coğrafyada, o coğrafyanın iklimi, bitki örtüsü, doğal yaşamı, canlılık türü, yaşam alanları vb. koşullarına göre ortaya çıkan dil aileleri de elbette ayrımlar göstermiştir.
Burada diyebiliriz ki, her dile ait sözcükler ve o sözcüklerin oluşturduğu etki, her toplum ya da toplulukta ve hatta ayrı ayrı her bireyde özdeş olmayabilir. Bununla ne demek istiyoruz:
Elbise sözcüğünün zihnimizde uyandırdığı kavram, bir ya da birden çok tür kumaştan oluşturulan, kol, boyun,beden kesimi insana özgü her türlü giyecektir. Peki yalnızca böyledir diyebilir miyiz? Bu ifade, belki elbise için bir tanım içeriğinde olabilir pekala; ancak hangi elbise türünün, hangi ülkede giyildiğinin, hangi elbiseyi kimin sevdiğinin ve kimin sevmediğinin bir önemi yok mudur bu noktada?
Amacımız burada, bir sözcüğün tanımını yapmak elbette değil. Amacımız, sözcüğün, kişinin bellek (zihin) dünyasında onu nerelere götürdüğünü, kişinin o sözcük ile ne gibi ilişkiler kurabildiğini görmek isteğidir.
Bugün, elbise sözcüğünün kendisine neyi ifade ettiğini, İstanbul'un ortasında, özel şirkette çalışan bir kadına soracak olsak, büyük olasılıkla alacağımız yanıt, bir döpiyes, bir tuvalet, etek, bluz ve bunun gibi modern yaşama özgü giysi tasarımlarını bize sıralamak olacaktır. Kent merkezinden biraz uzaklaşıp kırsal kesime, köye inip burada çiftçilik ya da hayvancılık yapan bir kadına yine elbise sözcüğünün ona neyi ifade ettiğini soracak olsak, o bize, fistan, entari gibi Anadolu kırsal kesimine özgü kadın giyeceklerini belirtecektir. Bunun daha ötesini düşünmek gerekirse, örneğin Anadolu'dan çıkıp Asya'ya doğru baktığımızda, geleneklere bağlı bir Japon kadın için kimono, bir Hint kadını için saree ona elbise sözcüğünün ifade ettiği, çağrıştırdığı kavram olacaktır.
Bunca uzun örnekle sözü buraya getirmemizin nedeni işte bu çağrışım sözcüğünde gizlidir. Sözlükte bir ruhbilim maddesi olarak nitelenen çağrışım sözcüğü söyle tanımlanıyor:
"Bir düşüncenin, davranışın, olayın ya da görüntünün, bir başkasını anımsatması." veDemek ki zihnimize bir görüntü, bir düşünce ya da bir kavram aldığımızda, bu görüntü, düşünce ya da kavram kendisiyle ilintili başka başka kavram, görüntü ya da düşünceleri çağıracaktır. Yeni çağrılan kavram, görüntü ya da düşünceler de kendileriyle ilintili başka başka kavram, görüntü ve düşünceleri çağıracak ve biz düşünmeyi ve düşlemeyi sürdürdüğümüz sürece bu durum da böyle sürüp gidecektir.
"Davranışlar, düşünüler ve kavramlar arasında yer ve zaman birliğinin etkisiyle kurulan bağlantılar sonucu, bilinç alanına bunlardan birisi girince ötekini de bilince çekmesi olayı, °tedai:" ¹
Yazımızın başlığı "İmge nedir?", ancak ben imge sözcüğünü henüz kullanıyorum.
Başından beri hangi kavramlardan söz ettiğimize bir bakalım:
- İnsan
- Dil
- Sanat
- Şiir
- Varlık/nesne
- Sözcük
- Çağrışım
İşte sözünü ettiğimiz tüm bu kavramlar önce şiirin ve sonra elbette imgenin dünyasında sonsuz yer kaplayan kavramlardır.
İmge, sözlükte şiire en yakın tanımını buraya alırsak, "Özellikle şiirde söylenmek isteneni benzerlik ve anıştırmayla çarpıcı anlatma, °imaj" ve yine sözlükteki ruhbilim terimi olarak alınan tanıma bakarsak da "Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, °hayal, °imaj."² olarak tanımlanıyor. Görüyoruz ki imge, nesnel gerçekliği kavrayarak bu gerçekliği düşünce dünyasında -yani bellekte- yoğurmak ve o gerçekliğe kendi düş dünyamıza göre kattığımız yorumun bir sonucu oluyor.
İmgenin temel bir tanımı ve mekanizmasını Şiir ve Gerçeklik adlı yapıtında Özdemir İnce şöyle anlatıyor:
"Sözcükler, belirtiyorlar; adlandırıyorlar. Ama sözcüklerin belirtme ve adlandırma güçleri, nesnel gerçekleri duygu, düşünce ve heyecanlarımızı karşılayacak, taşıyacak kapsam ve güçte olamazlar her zaman, eksik kalabilirler. Ara ve artı anlamlar vardır. Sözcüklerin karşılıklı etkileşiminden doğan yeni anlamlar, erden anlamlar, karanlıktan gelen, karanlığa oturan anlamlar vardır. Ve bunları karşılamaya sözcüklerin anlamları yeterli değildir; başka bir nesnenin özelliklerinden yararlanarak, bu nesnenin özelliklerini ilgilendiğimiz nesneye taşıyarak ve yaklaşık olarak tanımlayabiliriz bunları; başka bir deyişle: A'nın özellik ya da özelliklerini B'ye çağırarak. İşte bu çağırdığımız şeye imge diyebiliriz. Artık şiirimizde birer kalıp imgeye, birer simgeye dönüşmüş olmalarına karşın 'fidan boylu sevgili' ve 'servi salınışlı güzel'i yaptığımız işe örnek gösterebiliriz. Böyle, tamlamaya başvurmadan, sözcükleri yan yana koyarak da sağlayabiliriz bu sonucu: 'Servi sevgilim' ya da 'Sevgilim, servi' gibi. ...Bu örnekten de anlaşılacağı gibi; servi'ye ait olan salınma, sallanma ve narinlik özelliklerini sevgili'ye taşıyıp başka bir şey çağırıyoruz. Çağırdığımız şey, 'sevgili' ile örtüşüyor ve bir imge oluşturuyor. İmgenin mekanizması en basit düzeyde işte böyle çalışıyor."³İmge, şiirin olmazsa olmazıdır. Bir şiirin derinliği ve güçlülüğü, o şiirin imge örüntüsünün güçlülüğü ile koşuttur. Bu da ozanın imge dünyasının sığlığına ya da derinliğine götürür bizi.
Bir ozanın imge dünyası olmakla birlikte bir de o ozanın içinde yaşadığı ülkenin imge dünyası vardır. Yani, öncelikli olarak, bir birey olan ozanın (Şair) doğup büyüdüğü çevre (Kent, köy), yetiştiği aile, gittiği okul/okullar, yaşamına giren insanlar ve daha birçok bireysel etken ile kuşanmışlık durumu vardır. Dolaysıyla, ozanın kendisine ait bir kültür birikimi ve dünyası oluşmuştur. Ozan da, şiirlerini, yetiştiği, yoğrulduğu bu etkenlere göre biçimlendirir. Örneğin, uzun yıllarını öğretmenlik ve eğitim yaşamı ile geçiren Cahit Külebi ayrıca Anadolu'yu da kent kent gezmiş bir ozanımızdır. Bu nedenle birçok şiirini, çocuk ve Anadolu imgeleri ile örmüştür. Örnek olarak "Hikâye" adlı ünlü şiirine bakalım:
"Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!"⁴
Anlam ve işleniş açısından oldukça açık ve anlaşılır olan bu şiiri ilk okuduğumuzda bile bir toprak, ülke özlemi ve sevgisi karşılıyor bizi. Öyle ki, ozan burada, bu özlemi bir bebek sıcaklığı, temizliği ve güzelliği ile bağdaştırarak bize yepyeni bir çağrışım sunuyor. Ülke, Anadolu, bebek, çocuk... Bir bebek denli saf, temiz, aydınlık olan Anadolu, bir yandan da bu topraklarda büyüyecek, yetişecek olan bebeğe derinden bir çağrı var bu şiirde. Bu sözünü ettiklerimiz, şiirin bütününe baktığımızda görebileceğimiz temel bir imge uyandırıyor belleğimizde. Şiirdeki imgeleri bir de dizeler içinde görmek istersek, çok daha farklı boyutlara ulaşabiliriz:
Harika bir imgelem ve bu imgelemin şiirdeki yeri de bir o denli ustaca.
Ozanın imge dünyası yanında, bir ülkenin imge dünyası ve tüm bunları kapsayan bir de evrensel imge dünyası vardır.
Bir ülkenin imge dünyası da, o ülkede yaşayan tüm insanların ortak değerlerini, ulusal birlikteliklerini temel alan ve buna göre o ülkede yaşayan tüm ozanların şiirlerine etken olan yaşanmışlıklar ve değerlerin yansıması olur. O ülkenin yaşadığı savaşlar, yoksulluk varsıllık durumu, ülkenin doğası ve bunun gibi daha birçok etmen o ülkenin ozanlarının dünyasında ortak imgeler doğurur. Ancak elbette bu imgeleri her biri kendi iç dünyasına ve dünya görüşüne göre yansıtır. Bunlara örnek olarak ülkemizden Kurtuluş Savaşı gibi hepimizin yazgısına yön veren bir olguyu verebiliriz.
Ozanın imge dünyası ve ulusal bir imge dünyasından söz ettik. İşte tüm bunları kapsayan bir imge dünyası daha vardır ki o da yeryüzündeki tüm ozanların imge dünyasını kapsayan evrensel imgedir. Evrensel imge, tarih boyunca insanı süzgecinden geçirmiş, insan ile ilgili olan her şeydir. Savaş, barış, kardeşlik, insanlık, doğa sevgisi, toprak sevgisi, kadın özgürleşmesi, çocuk, gelecek... Tüm bunlar, dünya ozanları için ortak çağrışım oluşturan evrensel imgelerdir diyebiliriz.
İmge konusunda yararlı olduğunu düşündüğümüz, EBA tarafından hazırlanan kısa bir videoyu burada paylaşmak istedik:
"Benim doğduğum köylerdeBu dört dize, her biri, birbiriyle ilintili olarak öylesine bağdaşıyor ki, karşımıza yine harika bir imge çıkıyor. Ozan, yaşadığı köylerde, buğday tarlarının yoksunluğundan söz ediyor. Buğday tarlaları, sapsarı, ışıl ışıl ve alabildiğine uzanan buğday bitkilerinden oluşur ve buğday, bize temel besinlerimizden ekmeği verir. Bu yüzden yaşamsal bir değeri vardır kültürümüzde. Sonraki dizelerde ozan bu yoksunluğu, şiirdeki diğer temamız olan bebeğin saçları ile bağdaştırıyor. Ondan, kendi ışıl ışıl, sapsarı saçlarını dağıtıp savurmasını, tıpkı bir buğday tarlası gibi saçlarının salınmasını görmek istiyor.
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!"⁵
Harika bir imgelem ve bu imgelemin şiirdeki yeri de bir o denli ustaca.
Ozanın imge dünyası yanında, bir ülkenin imge dünyası ve tüm bunları kapsayan bir de evrensel imge dünyası vardır.
Bir ülkenin imge dünyası da, o ülkede yaşayan tüm insanların ortak değerlerini, ulusal birlikteliklerini temel alan ve buna göre o ülkede yaşayan tüm ozanların şiirlerine etken olan yaşanmışlıklar ve değerlerin yansıması olur. O ülkenin yaşadığı savaşlar, yoksulluk varsıllık durumu, ülkenin doğası ve bunun gibi daha birçok etmen o ülkenin ozanlarının dünyasında ortak imgeler doğurur. Ancak elbette bu imgeleri her biri kendi iç dünyasına ve dünya görüşüne göre yansıtır. Bunlara örnek olarak ülkemizden Kurtuluş Savaşı gibi hepimizin yazgısına yön veren bir olguyu verebiliriz.
Ozanın imge dünyası ve ulusal bir imge dünyasından söz ettik. İşte tüm bunları kapsayan bir imge dünyası daha vardır ki o da yeryüzündeki tüm ozanların imge dünyasını kapsayan evrensel imgedir. Evrensel imge, tarih boyunca insanı süzgecinden geçirmiş, insan ile ilgili olan her şeydir. Savaş, barış, kardeşlik, insanlık, doğa sevgisi, toprak sevgisi, kadın özgürleşmesi, çocuk, gelecek... Tüm bunlar, dünya ozanları için ortak çağrışım oluşturan evrensel imgelerdir diyebiliriz.
İmge konusunda yararlı olduğunu düşündüğümüz, EBA tarafından hazırlanan kısa bir videoyu burada paylaşmak istedik:
Kaynaklar:
- Dil Derneği Türkçe Sözlük
- Dil Derneği Türkçe Sözlük
- İnce, Özdemir, Şiir ve Gerçeklik, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ekim 2001
- Külebi, Cahit, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 2006
- A.g.y.













