7 Aralık 2016 Çarşamba

İmge Kurma Yolları

Şiir neden yazılır? Bir ozanı şiir yazmaya iten etkenler nelerdir? Ya da bu soruyu şöyle sorabilir miyiz: Bugüne dek ne, nasıl yazıldı da şiir oldu; neden ona şiir ve onu yazan kişiye de ozan denildi

Bu soruların bilinçaltına inebilirsek, yazıya koyduğumuz başlığı açıklayabilmemiz de o düzeyde olanaklı olur düşüncesindeyim. 


Heyecan uyandırma, coşku yaratma ve duygu paylaşımı isteği. Şiiri oluşturan, ona bir ruh üfleyen temeldeki olgular bunlar. 

Lirik şiirle ilk uğraşanlar olarak niteleyebileceğimiz "troubadour"lardan günümüze gelinceye değin, insan, her zaman yaşadığı toplumdaki insanlarla bir duygudaşlık kurmak istemiştir. Duygudaşlık elbette türlü yollarla kurulabilir. Doğrudan yardım, el ele iş paylaşımı, birlikte hareket etme bilinci, iki insanın birliktelik yaşaması ve dahası... 

Bu somut insan davranışları yanında, önce yaşadığı toplumda, sonra da yerküredeki tüm insanlarla ortak duyguları "Lirik" bir biçimde dile getirebilen ve böylece toplumda ve insanlarda ortak bir duygulanım, bir duygu bulaşımı yaratabilen kişi ise elbette ozanın kendisidir. Ozanın bunu yapabileceği biricik yoldaşı ise elbette şiiridir. 

İnsanlarda şiir yoluyla yaratılabilecek duygulanım türlü izleklerle gözlenebilir: Aşk, aşk acısı, doğa sevgisi, çocuk, kadın, hak, özgürlük, savaşım (mücadele), savaş ve barış bu izleklere temel örneklerdir. 

Bu izlekler, bütün bir insanlığın ortak izlekleri, ortak neden ve sonuçlarıdır. Ancak bunların, nasıl ele alınacağı, nasıl anlatılacağı, insanlarla nasıl paylaşılacağı, bu izleklerde ne arandığı ve bu izlekler aracılığıyla ne verilmek ya da neler çağrıştırmak istenildiği ozanın imgelem gücünde yatar. 

İşte bu yüzden, özellikle de çağdaş lirik şiirin, en değerli harcı kuşkusuz ki imgedir. 

Biz büyük ozanları,başka coğrafyalardaki başka insanlar ve onların yaşadıklarını, türlü özgün çağrışımlar yoluyla bizde uyandırdıkları etki dolayısıyla severiz. Bir şiiri okuduğumuzda, o şiirde kendimizden ne ölçüde parça bulabilirsek o şiirle o denli kaynaşırız, bütünleşiriz. Şiir bu yolla kişiden kiye geçer, anlamlandıkça anlamlanır ve git gide daha da bulaşıcılık kazanır. 

Şiirin bu bulaşıcı etkisi büyüdüğü oranda o şiir ve ozanı büyür, evrenselleşir. 

Japonya'da, 2. Dünya Savaşı'nda iki kenti yok eden ve sonraki etkisi dışında, ilk anda 220.000 civarında insanı yakıp kül eden atom bombasının duygusal etkisi tüm insanların ortak duygulanım ve acılarına bir örnektir. Bugün de birçok ülkede, türlü yıkımlar, savaşlar, kayıplar, çatışmalar ve acılar yaşanmaktadır. Bu yüzden biz, bundan yaklaşık altmış yıl önce yazılmış bir şiir ile bugün bile bir ilişki (temas) kurup kendimizden bir yaşantıyı bu şiirle ortaklaştırabiliriz. 

Yukarıda da sözünü ettiğimiz bu etki, ancak ozanın imge gücünün etkililiğiyle olası olabilir. Aynı konu ya da izlekte birçok ozan birçok şiir yazabilir; ancak insanlarda hepsinin bıraktığı etki aynı olmaz. İşte burada, o şiirinin her bir sözcüğünün, dizenin okuyanda bıraktığı çağrışım etkisi ve imgelerin duyulara dokunuşu yatar.

İmgeyi kurmada ozan, yöntemsel açıdan bakılırsa, elbette öncelikle söz sanatlarından yararlanır. Bu söz sanatları:

"-Değişmece (mecaz): Bir anlam inceliği elde etmek için sözcüğün, gerçek anlamından sıyrılarak başka bir sözcük ya da kavram yerine kullanılması. Öz ve tüm anlamıyla kullanılmayıp onun bir özelliği amaçlanarak öne sürülen söz: Aslanlarımızın pençesinden düşman kurtulamaz, cümlesindeki aslan sözcüğü değişmecedir, çünkü burada aslanın kendisi değil 'güç ve yüreklilik' bakımından ona benzetilen asker anlatılmak istenmiştir. (TDK Sözlüğü)- 
Benzetme (Teşbih) ve türleri: Bir nesneyi, bir kavramı imgede canlandırmak için nitelikçe daha üstününe benzetme sanatı. bir şeyin niteliğini anlatmak için, o niteliği eksiksiz taşıyan başka bir şeyi örnek gösterme işi. (TDK Sözlüğü)Benzetmede gibi, sanki, güya, tıpkı, kadar, daha vb. edatlar kullanılır.


Gövdem sanki bozguna uğramış bir ordu. 
(İlyada) 
-Bir değişmece türü olan eğretileme (istiare,metafor) ve türleri: Bir şeyi anlatmak için, ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma: Bu adam hayatının sonbaharında dendiği zaman sonbahar sözü yaşlılığı anlatan bir eğretileme olur. (TDK Sözlüğü.)
Ey benim kafatasım solan sedef yıldız
(Robert Desnos)
Eğretilemenin doruk noktası, geniş boyutlu bir insanlık deneyim alanının sınırlı, ama kesin ve açık bir alana aktarılmasıdır. " ¹

Değişmeceler, benzetmeler, eğretilemeler kullanıldıkça, görürürüz ki, şiir gündelik dilin, konuşma dilinin, ayrıca düzyazının anlamından kopar ve bambaşka bir dil kurgusu oluşmaya başlar. Bu bizi şiir diline ulaştırır. Ortaya çıkan bu dil, günlük dilde kullanmayacağımız, kullansak karşımızdakiyle iletişim kuramayacağımız bir olguyu içinde barındırır: Bkz. Alışılmamış bağdaştırmalar

Aristoteles de daha Antik Yunan düşününde, değişmecelerin ve benzetmelerin gücünün çok önemli olduğuna ve bunların nasıl kullnılması gerektiğine, Poetika adlı yapıtta vurgu yapmıştır: 
"Alışılmamış sözcüklerin kullanılmasıyla bir dil, gündelik ve kaba olmaktan kurtulur, yücelir. Alışılmamış sözcük deyince, yalnızca yabancı sözcükleri değil, aynı zamanda mecazları, uzatılmış sözcükleri ve genel olarak da gündelik dilin dışında kalan şeyleri anlıyorum." ²
"... mecazları kullanmada usta olmak, en önemlisidir. ... iyi mecazlar bulmak demek, benzerlikler için keskin bir görüşe sahip olmak demektir de ondan." ³ 
Öyleyse bütün yazı boyunca değindiklerimizi, çağdaş Türk şiirinin usta ozanı Melih Cevdet Anday'dan yapacağımız bir alıntı ile bütünleyerek yazımızı sonlandırabiliriz:


"Şiir bilinmeyen bir dünyanın söylemidir; ozan bu bilinmeyen dünyayı yaratırken sözcüklerin arasında yeni bağıntılar kurar, başka bir deyişle imgeler yaratır,bu imgelerin karşılıkları yoktur. Ozanın bilimlerle ilişkisi, biraz da felsefenin bilimlerle ilişkisine benzetilebilir. Felsefe nasıl birer konu dili olan bilim dilleri ile uğraşan (onların üstünde, ama onlara egemen değil) bir dil ise, şiir de felsefe dilini konu edinen mantığın üstünde bir dil sayılabilir. Mantığın 'ne doğru-ne yanlış' öneriler tablosu, sanki şiirin tanımı için bulunmuş gibidir. Şu ayrımla ki, mantığın içeriksiz önermelerine karşılık, şiirin bir nesnesi yoktur, ama içeriği vardır, bu içerik, şiir yazıldıktan sonra ortaya çıkar, o da belki ve onu çoğun okur yakıştırır, bulur."
Kaynaklar:


  1. İnce, Özdemir, Şiir ve Gerçeklik, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., 2001, sf. 24-25
  2. Aristoteles, Poetika, Remzi Kitabevi, 2006, çev. İsmail Tunalı, sf. 63
  3. A.g.y. sf. 68
  4. Anday, Melih Cevdet, İmge Ormanları, Adam Yayınları, 1994, sf. 33


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder