8 Aralık 2016 Perşembe

Bir "Garip" Üçlü...

Çağdaş Türk şiiri, cumhuriyetin kuruluşundan sonra, bambaşka bir akıma girdi. Gerçi çok daha öncesinde, Nazım ile, şiirde dünyayı yakalama çabaları başlamış, Mayakovski, Poe, Rimbaud, Lautréamont gibi ozanların yeni şiirde açtıkları yola Türk şiiri de yavaş yavaş girmeye başlamıştı. 

Ancak, belki de birkaç ozan, dönemin bütün ozanlarını etkilemeyi başaramadı ve şiirde ölçü ve kalıptan sıyrılıp şiiri özgürlüğe (Özgür koşuk) kavuşturma uğraşına Nazım dışında kimse girme uğraşına girmedi. Servet-i Fünûn'dan sonra, Fecr-i Aticiler, Beş Hececiler gibi birçok ozan topluluğu şiirde öncelikle biçimci bir  anlayışın var olması gerektiğini savundu.

Dediğimiz gibi, Nazım Hikmet, bu dönemde, bu topluluklardan ayrılan başlıca ozandır ve şiirimizde "Özgür koşuk"un da kurucusu sayılır. 

Cumhuriyet rüzgarı esmeye başlayıp araya büyük bir dünya savaşı girdiği yıllarda, üç ozan, birden sahneye çıktı ve şiirden ölçü, uyak, redif gibi kalıp yapıların toptan atılıp şiirin dilinin de günlük dile, sokakta, kahvede, evde, sinemada konuşulan, canlı olan, halka yakın olan dile olabildiğince yaklaşması gerektiğini savundular. 

Kimdi bu cesur üçlü: Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat Horozcu.

Garip'i kurdukları yıllarda, gerçekten de dedikleri gibi şiirden ölçüyü, uyağı,redif yani şiiri bir kaba sokmaya çalışan her tür aracı şiirlerinde uzaklaştırdılar  ve eski şiirin o "Ağdalı" olarak belirttikleri ağır, ahenkli dilinden de kurtulup dizelerin olabildiğince yalınlaştırdılar. 

Burada hemen şunu söyleyelim ki, imge de Garipçiler için işi iyice karıştırmaktan, şiiri anlaşılmaz kılmaktan öteye gitmez. Çünkü imgeyi, söz sanatları yaratır. Söz sanatlarıyla oluşturulmuş ve dil olarak da halkça anlaşılmaz olabilecek bir şiir, Garipçilerce kabul edilemez. 

Garip için konuşulacak, anlatılacak onca şey var ki burada bu küçük yazıda bunların hepsine değinmek elbette olası değil; ancak şunu belirtmek gerekir: Şiir için düşündükleri, düşledikleri çok büyük erdemlerdir. Bu yüzden -Orhan Veli'yi bilemesek de- Melih Cevdet ve Oktay Rifat için sonraki ozanlık yılları elbette gerçek bir ozanda olacağı gibi her zaman bir arayış içinde olmuş, doğrudan Garip'in getirdiği anlayışla şiir yazmayı bırakıp yeni sulara, okyanuslara yelken açmış şiir çıtalarını her gün yükseltmişlerdir. 

Garip ise, bu ülke şiirine kesin ve hakkı iade edilmesi gereken bir devrim getirmiştir. Elbette söz sanatları olmadan dahası "İmge" kurulmadan şiirden söz edemeyiz -Kaldı ki incelendiği durumda, Garip şiirlerinin de asla imgeden yoksun olduğu söylenemez-; ancak Garip şiiri bu boyutta değerlendirilmeden önce çok başka alanlarda değerlendirilmelidir. Gerçekten şiiri yalın yurttaşa yaklaştırmış ve serbest şiiri Türkiye'de kanıksatan ve gelecek kuşaklara bu anlayışta yol açan anlayış olmuştur.

Garip şiirinden örnekler:


Kumrulu Şiir


Duyduğum yoktu ne vakittir
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk.
Orhan Veli Kanık


Gölgem

Bıktım usandım sürüklemekten onu,
Senelerdir, ayaklarımın ucunda;
Bu dünyada biraz da yaşayalım,
O tek başına,
Ben tek başıma.
Orhan Veli Kanık

Alışamadım 
Bu dünya ne tuhaf 
Alışamadım bir türlü denize, 
Beş kıtaya, insan sesine. 
Her gün yeniden düşünüyorum hepsini. 
Alışamadım desem doğrudur 
Ellerime. 
Melih Cevdet ANDAY

Melih Cevdet'in bu Garip anlayışındaki şiirine karşılık, sonraki dönemlerinde yazdığı bir şiirini de burada paylaşmalıyız:

"Kara gemi Okeanos ırmağının  
Akıntısından kurtulup tanrısal 
Denizde Ayaye adasına varınca 
Onu kumsala çektik ve uykuya 
Dalarak tanrısal şafağı bekledik. 
Sabah sisi içinde doğan 
Gül parmaklı şafak 
Elpenor'un yüzüstü yatan ölüsünü 
Bulmuştu ilk önce kıyıda. 
Martı  leşleri ve deniz kabukları arasına 
Törenle gömdük onu kederli 
Gönülle ve yanık yüzlü şaraptan 
İçerek dinledik Kirke'yi. "

Kolları Bağlı Odysseus'tan


Ve Oktay Rifat'ı da Garip ve sonrasında yazdığı ve her ikisinde de kedi imgesini 
kullandığı iki şiiri ile anıyoruz:

Kedi

Hısım akraba karşıda
Gece yatısına gitse ya
Gidemiyor
Konu komşuya bile zor
Kedisi var
Kediye bakıyor

Oktay Rifat HOROZCU



Sokakta

Kedi gözü gibi incelmiş sokakta,
Omzumda kaygan urganı yağmurun,
Eski bir ölü çekiyorum yedekte.

Görüntümün ekseninde dönüyorum
Bir kapı açıyorum kendime benzer
Bir gözüm uyudu, bir gözüm ayakta.

Gece akrep gibi iniyor duvardan.


Oktay Rifat HOROZCU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder